İnsanlık Tarihine Bakış I. – Koç Üniversitesi’nden Ekim Barış

İlkel Komünal Toplum

Yabanıllık ve Barbarlığa Genel Bakış

Yabanıllık: hazır doğa ürünlerine el koymanın ağırlık taşıdığı dönemdir. İnsan eli bu dönemin üretim aracı işlevi görmektedir. doğa ürünlerinden olduğu gibi, onları hiç değiştirmeden yararlanma ağır basar. Doğanın verdiğini hiç değiştirmeden yararlanmaktan insan eliyle yapılan üretime geçmek için birtakım aletlerin üretilmesi gerekir. insanların sanat ürünleri ağırlık olarak bu el koyma işleminin yardımcı aletleridir. Bu aletler doğanın verdiklerinden yararlanmayı kolaylaştırmıştır.

3 aşamadan oluşur.

1: alt aşama= ilk süreçte tropikal ve alt tropikal yerlerde ağaçlarda yaşıyorlar. Sonrasında İki ayaklılığa geçiş, yaşam şartları açısından birçok avantajı beraberinde getirir, ellerin kullanılmasını sağlar, örneğin alet yapımı için ellerin serbest kalmasına olanak tanır. (bu durum üretimin şekillenmesinde daha ayrıntılı işlenecek) o dönem besinleri meyve yemiş. Doğa karşısında güçsüzlük söz konusu bu da zorunlu ortaklaşa yaşamı gerektiriyor. Sürü ama alet üreten bir sürü. Basit el birliğine dayalı kolektif güç. Alet elin uzantısıdır. Aletler toplumun ortak malı ama toplumsallaşmamış çünkü kişinin tek başına kullanabileceği düzeyde aletlerdir. Gelişkin konuşma dili bu dönemin sonucudur.

Dilin gelişimi: Telaffuz edilen dil çalışma sırasında oluştu ve gelişti. İnsanın düşünce ve bilinci, çevre gerçeğini sözcüklerle anlatılabilen kavramlarda yansıtmak ve sentez yapmak olanağına sahipti. Dil, topluluğun bağrında bilgilerin alışverişini olanaklı kıldı. Toplumun ilerlemesinde dil çok büyük bir etkisi oluyordu; çünkü dil, insanların iş görme çabalarının bir araya toplanmasına ve aynı zamanda ortaklaşa çalışmanın örgütlenip geliştirilmesine yardımcı oluyordu. Söz sayesindedir ki, insanlar, birikmiş çalışma alışkanlıklarını koruyorlar, yayıyorlar ve yeni kuşaklara iletiyorlardı.

2: orta aşama= Ateşin keşfiyle birlikte üretim aletleri gelişmiştir. Beslenmek için balık yiyorlardı ve yemekleri için ateşi kullanmaya başladılar. Bu beslenme biçimi beynin gelişiminde önemli bir etken. Bu yeni besinle iklimden ve yerellikten bağımsızlaşıldı; ırmakları izleyerek yaşadıkları yerden çıkıp, bütün bir coğrafyaya yayılmaya başlanıldı.

3: üst aşama= Ok yay ile başlar bu da av etinin düzenli olarak tüketilen bir besin maddesi ve avcılığın çalışma biçimlerinden biri haline gelmesiyle başlamıştır. Demir kılıç barbarlık için ne kadar önemliyse yay ile ok da yabanıllık için belirleyici silah olmuştu. Üretici güçlerin ve yeni silahların ( mızrak kargı vb.) gelişmesi, topluluğun üyeleri arasında görev bölümünü doğurdu. Fizyolojik olarak daha dayanıklı olan, analık ve gelecek kuşakların bakımı gibi görevi olmayan erkek, kendilerini sadece ava vermeye; kadınlarsa doğrudan doğadan sağlanan besinlerin toplanması, balık avlanması, ev düzeni işini üstlendiler. Bu iş bölümü çalışma üretkenliğini artırdı; çünkü bu uzmanlaşma, deneyimin birikimine, üretim araçlarının özelleşmesine yardım ediyordu. Basit elbirliğinden ortak çalışmaya geçilmiş oldu. Üretici güçlerin gelişimi, üretimde ortaklık biçimine, cinsiyete dayalı doğal iş bölümüyle ve ortak görevlerle kendini sürüden gense bırakıyor.

Yabanıllıkta Aile:

1.Kandaş Aile: İlk aşamadır. Bu aşamada karı-koca grupları kuşaklara göre ayrılmıştır. Ailenin sınırları içinde bütün büyük-babalarla büyük-anneler kendi aralarında karı-kocadırlar. Onların çocukları ve torunları için de durum aynıdır. Yani sadece yukarı kuşak ile aşağı kuşak arasında, evlilik hak ve ödevleri söz konusu edilemez. Tüm derecelerden kız ve erkek kardeşlerle, kuzen ve kuzinler, kardeş dolayısıyla karı-kocadırlar.

2Ortaklaşa Aile (punalua): İkinci adımda kardeşler arasında cinsel ilişki yasaklanır. Büyük bir olasılıkla önce karındaşlar (anne tarafından kardeşler) arasında yasaklama ortaya çıkmış ve yavaş yavaş ilerlemiştir. Bu yasağın nedeni Morgan’ a göre “doğal seçme” ilkesidir. Cinsel ilişkilere kısıtlamalar getiren aşiretler daha ileri bir duruma geçince, ortaklaşa aile tipine doğru bir geçiş yaşanmıştır.

Ortaklaşa aile tipinde her aile birkaç kuşak sonra bölünmek zorundaydı. İlkel ev ekonomisi en yüksek aile topluluğu büyüklüğünü gerektiriyordu. Kardeşler arasında cinsel ilişkinin yasaklanmasıyla yeni topluluklar ortaya çıktı. Morgan’ın ortaklaşa dediği aile biçimi, kandaş aileden böylece çıkmıştır. Örneğin Havai töresine göre, belli sayıdaki kız kardeş, kendi öz erkek kardeşleri dışında belli sayıdaki erkek kardeşin ortaklaşa karıları idi. Bu adamlar birbirlerini ‘Punalua’ (can yoldaşı/ortak) diye çağırırlardı. Aynı şekilde bir dizi erkek kardeş, belli sayıda kadına ortak evlilik biçiminde koca oluyorlar; bu kadınlar da birbirlerini ‘Punalua’ olarak çağırıyorlardı.

Grup halinde ailenin bütün biçimleri içinde, bir çocuğun babasının kim olduğu kesinlikle bilinemezdi. Böylece, grup halinde evlilikte soy ağacı ana tarafından gösterilebilirdi. (Anasoylu toplum tipinin olduğunu söylemektedir.) Bütün yabanıl ve barbarlığın aşağı aşamasında bulunan halklarda durum budur.

“Bir toplumun anasoylu olması anaerkil olduğu anlamına gelmez. Benzer biçimde anahakkı (tarım araçlarının, bahçelerin anneden kıza geçmesi), anaerkil bir düzen olduğunu göstermez. Çünkü söz konusu miras, bir ayrıcalık doğuran niteliğe sahip bir mülk değildir. Yalnızca kullanım değeri vardır ve ona sahip olmak, ayrıcalık ve siyasal-ekonomik erke sahip olma durumunu doğurmaz. Ve benzer tartışma babasoylu toplum olarak tarif edilen toplumlar için de geçerlidir. Sadece kullanım değeri olan bir mülk, bir grubun diğer üstünde güç ve ayrıcalık sağlamasını koşullayamaz.”

Barbarlık : Karakteristik özelliği hayvanların evcilleştirilmesi, yetiştirilmesi ve bitkilerin ekilip biçilmesidir. Yabanıllıkta dünyanın her yerinde benzer gelişim gösteren insanlık, bu dönemde coğrafyaya göre farklı gelişim seyri gerçekleşecektir.  (doğuda hayvan çeşitliliği ve mısır hariç tüm bitkilerin var olması; Amerika’da sadece lama ve mısır(en iyi tahıl) var olması gelişim seyrini etkiledi). Hayvan yetiştirme, tarım ve insan faaliyeti sayesinde doğal ürünlerden daha farklı bir şekilde yararlanma ve üretimini arttırmayı sağlayan yöntemlerin öğrenilmesidir.

1: alt aşama= Çömlekçilik ile başlar. Çömlek yapımı, hayvanların evcilleştirilmesi, bitki ekimi gibi faaliyetlerin başlamasıdır.

2: orta aşama= Doğuda hayvanların evcilleştirilmesi, batıda yenilebilir bitkilerin su yoluyla ekilip biçilmesi, binalar için kerpiçlerin ve taşların kullanılmasıyla başlar. Aryenlerin süt ve et zengini diyeti bu iki ırkın gelişimsel üstünlüğünü açıklar. (Pueblo yerlileri daha küçük beyne sahip sadece bitkisel besleniyorlar)  Dicle-Fırat, Hindistan gibi bölgelerde sürüler beslenir.

3: üst aşama= Demirin eritilmesiyle başlar. Alfabenin bulunması ve yazınsal kayıtlarda kullanılmasıyla uygarlığa geçilir. Doğu yarımkürede bağımsız şekilde üretimdeki ilerlemelerden dolayı kat edilen bu aşama, tümünün toplamından zengindir. Hayvanların çektiği saban demiri; büyük ölçekli tarımı, yani çiftçiliği, geçim araçlarının sınırsız şekilde çoğaltılmasını mümkün kıldı. Tüm bunlar, hızlı nüfus artışına ve nüfusun yoğunlaşmasına yol açtı. Doruk noktası; Homeros’un şiirlerinde özellikle de İlyada’da karşımıza çıktı. Gelişmiş demir aletler, körük, kol değirmeni, zeytinyağı, şarap yapımı, ilk kent biçimleri, Homerosun destanları ve bütün bir mitoloji: Yunanların barbarlıktan uygarlığa taşıdığı miras temel olarak bunlardan oluşur.

BATI: (Missisipinin doğusunda bulunanlar) mısır, kabak, karpuz yetiştiriyordu. Kazıklı çitlerle çevrili köylerdeki ahşap evlerde oturuyorlardı. Kuzeybatı kabileleri yabanıllığın üst aşamasında hala. Pueblo yerlileri, Meksikalılar, Orta Amerikalılar ve Perulular fetih döneminde barbarlığın orta aşamasındalar.

DOĞU: Orta aşama süt ve et veren hayvanların evcilleştirilmesiyle, bitki ekimi dönem sonuna kadar bilinmiyor. Büyük sürülerin oluşmasıyla Aryenler ve Samiler geri kalan kitleden ayrılıyor.

Barbarlıkta aile:

  1. İki başlı aile (eşleşme): Bir erkekle bir kadını, az çok uzun zaman içinde birbirlerine bağlayan belirli bir evlenme biçimi, grup halinde evlenme rejimi zamanında da ya da daha eskiden de vardı. Erkek birçok kadın arasında, bir baş kadına sahipti. Giderek kandaşlar arasında evliliğe getirilen yasakların artması, grup halinde evlenmeleri olanaksız duruma getirdi. Grup halinde evlenmelerin yerine iki-başlı aile geçti. Bu aşamada bir erkek bir kadınla yaşar, ama gene de çok karılılık ve uygun fırsatlarda kaçamak yapmak hakkına sahiptir. Çoğunlukla ortaklaşa yaşam boyunca kadınlardan çok sıkı bir bağlılık istenir ve eşini aldatan kadın cezalandırılır. Ama evlilik bağı iki tarafça da kolaylıkla çözülebilir ve çocuklar, geçmişte olduğu gibi sadece anaya ait olurlar. Kandaşları gitgide evlilik bağının dışında tutmadaki ‘doğal seçme’ etkili olmaya devam eder. Morgan, “Kandaş olmayan gensler/aile grupları arasındaki evlenmelerden, beden bakımından olduğu kadar kafa bakımından da sağlam bir soy çıkar. Gelişmekte olan iki aşiret birleşince, yeni kafatasları ve yeni beyinler iki aşiretin de yeteneklerine sahip olana kadar doğal bir biçimde gelişir.” Böylece, gens/aile grupları biçiminde örgütlenmiş bulunan aşiretler, geri kalmış aşiretlere üstün gelecek ya da onları kendilerine benzeteceklerdir.

Ailenin daha önceki biçimlerinde, erkekler hiçbir zaman kadın sıkıntısı çekmedikleri halde, ilk karı-koca evliliğinin kurulması aşamasında, kadınlar az bulunan ve aranan bir şey haline gelmişlerdir. Bundan ötürü, iki başlı evlenme aşamasından itibaren, kadınların satın alınmaları ve kaçırılmaları başlar.

Kadın, tüm yabanıllarda ve alt ve orta aşamalardaki tüm barbarlarda, hatta kısmen üst barbarlarda, özgür olmakla kalmayıp fazlasıyla saygı görüyordu.

Bu dönemin toplumcu ev ekonomisi biçiminde kadınlar son derece güçlü ve belirleyicidirler. Kadın egemenliğin somut temelidir. Çok çalışsalar da toplum içinde son derece saygın bir konuma sahiptirler.

Eski Dünya’da ise, hayvanların evcilleştirilmesi ve sürülerin yetiştirilmesi, görülmemiş bir zenginlik kaynağı geliştirmiş ve yepyeni toplumsal ilişkiler yaratmıştı. Bu dönemde yiyeceğin hep yeniden kazanılması gerekiyordu. Böylece de çoban halklar gelişiyordu: Aryanlar Pencap ve Ganj vadisinde; Semitler Dicle ve Fırat boylarında, at, deve, eşek, sığır, koyun, keçi ve domuz sürüleriyle bir zenginliğe sahiptiler. Avcılık zorunluluk olmaktan çıkmıştı. Böylece oluşan servet başlangıçta gense aitti. Ama sürüler üzerindeki özel mülkiyet, erken gelişmiş olmalıydı. Ve sürüler, her tarafta, aile başkanlarının özel mülkiyetinde idi. Bir kez ailenin özel mülkiyetine geçip, orada hızla arttıktan sonra, bu tür servetler, iki başlı evlilik ve analık hukuku üzerine kurulu topluma büyük darbe vurmuştu.

İş bölümüne göre, erkeğe yiyeceğin ve bu iş için zorunlu çalışma aletlerinin sağlanması düşüyordu. Erkek bunların sahibiydi. Ayrılma halinde kadına ev eşyaları kalırken, erkek bu araçları alıyordu. Ama henüz çocukları onun mirasçısı olamıyordu. Servet, gens içinde kalıyordu. Giderek servet artışı aile içinde erkeğe kadından daha önemli bir yer kazandırıyor ve bu durum geleneksel miras düzenini çocuklar lehine değiştirmek eğilimini doğuruyordu. Böylece tarih öncesi dönemlerde erkek tarafından hesaplanan soy zinciri ve babalık miras hukuku kuruldu.

4.Tek-eşli aile: Barbarlığın orta ve üst aşamasındaki eşleşme çıkıp, tek eşli aileye geçiş gerçekleşir. Babaları kesinlikle bilinen çocuklar yetiştirmek amacıyla, bu aile erkek egemenliği üzerine kurulmuştur. Çocuklar dolaysız mirasçılar olarak, babalarının servetine sahip olacaklardı. Tek-eşli aile; iki başlı aileden artık tarafların ikisinin de istedikleri zaman çözemeyecekleri evlilik bağının sağlamlaşmasıyla ayrılır. Genel kural olarak, bu bağı çözme hakkı erkeğindir. Sadakatsizlik hakkı da erkeğin tekeline bırakılmıştır. Bu aile tipi özellikle Yunanlılarda görülür. Ayrıca ruhları ve vücutlarıyla (efendileri olan) erkeğe ait genç ve güzel köle kadınların varlığı, daha başlangıçta tek-eşliliğe niteliğini vermiştir: Erkek için değil kadın için tek eşli olmak.

“Tek eşlilik isteğe bağlı bir durumdan değil, iktisadi koşulların gerektirdiği bir zorundalık (ortaklaşa mülkiyetten özel mülkiyete geçiş) üzerine kurulmuş ilk aile biçimi olmuştur. Demek ki, karı-koca evliliği tarihe asla erkekle kadının karşılıklı uzlaşması olarak girmez. Ayrıca en yüksek evlenme biçimi olarak kabul edilemez. Tersine, bir cinsin öbürü tarafından uyruk altına alınması olarak bütün tarih öncesinin o zamana kadar bilmediği, iki cins arasındaki bir çatışmanın açığa vurulması olarak ortaya çıkar.”

Engels: “Tarihte kendini gösteren ilk sınıf çatışması, erkekle kadın arasındaki uzlaşmaz karşıtlığın, karı-koca evliliği içindeki gelişmesiyle ve ilk sınıf baskısı da dişi cinsin erkek cins tarafından baskı altına alınmasıyla eştir. Karı-koca evliliği, büyük bir tarihsel ilerlemedir; ama aynı zamanda, kölelik ve özel mülkiyetin yanı sıra, günümüze kadar uzanan ve bazılarının refah ve gelişmesi, bazılarının da acı ve gerilemesiyle elde edildiğine göre, o kadar ilerlemenin aynı zamanda görece bir gerileme olduğu çağı açar”

Engels’in şöyle düşündüğünü söyleyebiliriz: Mülkiyet (miras), baba soyundan emin olmak ve tek eşlilik, aileyi bir sözleşme ve kadını tahakküm altında tutan bir zincirdir. Ancak, mülkiyetin ve sınıfların olmayacağı bir toplumsal düzende aşk temelli karıkoca evliliği meydana gelebilir.

İlkel Toplumda Üretim İlişkileri

Çalışma eylemleri ve ilk aletlerin yapımı ile insan toplumu da oluşmaya başladı. Hayvanların, yaşam sürmek için doğanın verdiklerinden başka servetleri yoktu fakat çalışma, insanı bu bağımlılıktan kurtardı. Aletler, tarih öncesi insanlara maddi servetlerin üretimini ve tüketimini önemli ölçüde genişletme olanağı sağladı. Maddi üretim, coğrafi ortam ve insan sayısından oluşmuş doğal bir çerçeve içinde gerçekleşir. Toplum yeni belirginleşmekteyken, insanın doğa güçleri karşısında güçsüzken, coğrafi ortamın etkisi daha belirgindir. Üretici güçler geliştikçe, doğa karşısındaki güçsüzlük azalıyor ve coğrafi ortamın toplumsal evrim üzerindeki etkisi azalıyordu.

Toplumun yaşam düzeyi ve evrimi maddi servetlerin üretimi ile belirlenir. Üretim durmadan genişler, gelişir ve yetkinleşir. Üretimin ilerlemesi, toplumsal yaşamın bir yasasıdır; bu ilerleme nesnel bir etkendir ve insanların isteğine ya da iradesine bağlı değildir.

İnsanlar ancak ortaklık halinde, bir toplum halinde birleşerek, önceki kuşaklardan miras kalan deneyim ve teknik bilgilerden yararlanarak, maddi servetleri üretebilirler. Çalışma ancak toplumsal olabilir.

Üretimde toplumsal ilişkiler, maddi üretimin zorunlu bir ögesi olan ve üretim ilişkileri denilen şeyi oluştururlar.

İlkel topluluğun en yüksek aşamasında: üretimdeki değişiklikler, ortaklaşa yaşamın örgütlenmesinde dönüşümler oluşturdu. insanların yerleşik yaşama geçiş süreci, kan akrabalığına dayanan bağların artmasıyla birlikte yeni bağlar da yaratıldı. Komşu klanlar, yabanıl hayvanlardan korunmak ve besin yedeklerini yabancılardan korumak adına birleşmeye başladılar bu da aşiretlerin doğuşuna yol açtı. Aşiret sadece ortak mülkiyeti genişletti. O dönemki tarım ve hayvancılık başka bir mülkiyet biçimi için gerekli imkanları sağlamıyordu çünkü toprağın işletilmesi için o çağın ilkel üretim araçları kullanılıyordu ve bunu toplumun bütün üyeleri çabalarını birleştirmesiyle mümkün kılıyordu. Başlıca üretim araçlarının üzerinde de ortak mülkiyet devamı zorunluydu.

Klan ve aşiret işleri, üyeler tarafından seçilen şefler aracılığıyla organize ediliyordu. Bu şeflerin varlık bakımından öteki üyelerden farkı yoktu. Bu da gösteriyor ki ilkel topluluk düzeninde devlet işleyişine dair bir kurum yoktu.

Madenden aletlerin kullanılması toplumun üretici güçlerinde genel bir ilerlemeye neden oldu. Toprağın işlenmesinde de madenden aletlerin payı büyüktür.

BİRİNCİ TOPLUMSAL İŞ BÖLÜMÜ

Tarımda ve hayvancılıkta uzmanlaşma, ilk toplumsal iş bölümüdür. Aşiretlerin iki geniş grup halinde hayvan yetiştiriciliği ve çiftçiler olarak bölünmesi ile sonuçlandı. Topluluklar arasındaki bağın gereksinimi ortaya çıktı. Tarımcılar da hayvancılar da fazladan ürünleri oluştu. Ürünlerin birbiriyle değişmesi aşiretler için bir zorunluluk oldu. Bu değişimle elde edilen ürünler başta tüm toplumun ürünü oluyor ve eşit paylaştırılıyordu. İkinci toplumsal iş bölümü olan zanaatın ve tarımın ayrışması oldu. Demirin üretimi, bu sanayilerin öğrenmiş kişileri özel bir konuma getirdi. Zanaatçıların çakışması bireysel tüketim için değil toplumun ihtiyacı olan üretim aletlerinin üretimine ayrıldı. Emeğin üretkenliğinde artış, ikinci toplumsal iş bölümüyle sonuçlandı. Bu toplumsal iş bölümleri sonucunda, çoban aşiretlerinde erkeğin rolü arttı ve topluluk için maddi servetlerin üretiminde başta gelen kaynak oldular. Onların emeği, ortak maddi refahta belirleyici etken oldu. Kadının çalışması artık ocağın bakımı ve düzeni içinde sınırlı kalmaya başladı bu da eskiden topluluğun refahının başlıca ögesi olan kadını ikinci plana attı. Üretkenliğin artışı öyle bir boyuta geldi ki; yaşamak dışında elde edilen ürün fazlalığı yani artı ürün ortaya çıktı ve bunu üretmek için harcanan emek de artı emek adını aldı. Bu artı ürünle artık, büyük topluluklar halinde bir arada yaşamanın gerekliliği kalmadı. Üretim araçlarının ve aletlerinin özelleşmesi ortaklık birliğini bozucu etken oldu. Burada çalışmaların çoğu artık çok sayıda el emeği gerektirmiyordu. Emeğin üretkenliği, toplumun bütün kesimlerinde aynı olmaktan çıktı. Bazı üreticiler daha iyi sonuçlar almaya başladı ve bu üyeler de birbirinden farklı olarak değerlendirilmeye başladı. Özetle; mal payının eşitliği ilkesine dayanan ürünün eşit paylaştırılması artık üretici güçlerin gelişmesinin gerekliliklerine uygun düşmüyordu.

Üretimdeki bu değişim toplumsal yapıda da değişikliklere sebep oldu. Büyük klan toplulukları kendini bağımsız ekonomik birim olarak kendini göstererek ataerkil aileye evirilmeye hazırlandı. Klan artık kapalı bir bütün olmaktan çıkıp klanı sağlamlaştıran kan akrabalığı yerini komşuluk ilişkilerine ve ortak ekonomik çıkarlara dayanan toprak birliğine bırakmaya başladı.

Üretici güçlerin ilerlemesiyle, iş bölümü topluluğun birliğini parçaladı ve topluluğu üyeleri pazarda değişime konulmuş maddeleri ayrı ayrı üretmeye başladığı zaman özel mülkiyetin ortaya çıkışı görüldü. Komşuluk ilişkilerine dayanan topluluk, ortak mülkiyetten özel mülkiyete dayanan toplum düzenine geçişin geçici bir formülü oldu.

Köleciliğin Ortaya Çıkışı:

Her kişinin ölmemek için zorunlu olarak üretebildiği zamanlarda insanın insan tarafından sömürülmesi olanaksızdı. Bu yüzden savaş tutsakları genelde öldürülüyordu. Döneme göre nüfus yoğunluğuna ihtiyaç duyulduğunda hayatta kalabiliyorlardı. Ama emek üretkenliğindeki ilerleyişle tutsağın tükettiğinden fazla maddi değer üretimi gerçekleşti. Toplumun bir bölümü, tutsağı çalışmaya zorlayarak tutsağın ürettiği ürünleri kendine mal edebiliyordu yani sömürebiliyordu. Savaş tutsakları öldürülmek yerine köle haline yani haklarından yoksun, artı ürün sağladığı süre ve ölçüde vardı. Artık yarar sağlamak hale geldiğinde efendi onu öldürmekte serbestti.

Bu durumda sınıflıların ortaya çıkışı şöyle gerçekleşmektedir; köleler, efendileri ve üretim alet ve araçlarının özel mülkiyetine sahip bulunan ve kendi küçük işletmelerinde üretim yapan topluluğun özgür üyeleri. Bu özgür üyelerinde ekonomileri yıkılıp köle haline geliyorlardı. Üretim alet ve araçlarının mülkiyetinin kimin elinde bulunduğu sorusuna gelindiğinde sınıfların ortaya çıkmaya başladığı görüldü. Sınıfsız toplum olan İlkel Komünal toplumdan, sınıflı toplumların ilki olan Köleci topluma geçiş üretim araçlarının gelişimiyle ve özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla şekillenen uzun bir süreçtir.

 

Koç Üniversitesi’nden Ekim Barış

 

Kaynakça:

Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni – Friedrich Engels

İlkel Topluluk, Köleci Toplum, Feodal Toplum – Zubritski, Mitropolski, Kerov