Kadın Olmak! – Feray Batıhan

Geçtiğimiz yıl ülkemizde 382 kadın öldürülürken 171 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen kadınların %60’ı kendi evlerinde %40’ı sokak ortasında, iş yerlerinde, ormanlık alanlarda, arabada, otelde kısacası ülkenin her yerinde kadın katliamı yaşandı. Sosyal medyadan seslerini duyurabilenler hayatta kaldı peki ya diğerleri? 60 kez şikayette bulunduğu halde eşi(!) tarafından boğularak öldürülen Sevtap Şahin.. Öldürülüp, çöp varilinde yakılarak, üzerine beton dökülen Pınar Gültekin.. İfadesi kürtçe alınmadığı için şikayeti dikkate alınmayan Fatma Altın Makas ve daha ismini sayamadığımız, öldürülüp intihar süsü verilen, camlardan atılan, hayır dediği için, boşanmak istediği için, kıskandığınız için, aşık olduğunuz(!) için katledilen nice kadınlar. Her gün gündemde başka bir kadın için adalet ararken de bu şiddet fizikselden psikolojik şiddete evrildi. Kadınlarımızın bekareti, yaşam biçimleri, giydikleri kıyafetler, o saatte orada ne işi oldukları, bir erkeğin evinde ne aradıkları, dinledikleri müzik… Bunların hepsi sorgulandı. Ha katilleri sorarsanız kimi 2 ay, kimi 2 gün sonra beraat etti. Çoğunun savunması da hazırdı; mahkeme günü kravatlar takıldı, takım elbiseler giyildi, hakim karşısına çıkılınca bir anlık öfke, kıskandım o yüzden öldürdüm, kazaydı, boşanmak istedi, pişmanım denildi ve EVET tahliye edildi kadını sorarsanız o gün ülke gündemine girdi, melek kanatlı fotoğrafları paylaşıldı, herkes katili kınadı nefret tweetleri attı. ertesi gün ise aynısını başka kadın için yaptık. 1 yıl boyunca gündemde kadın cinayetlerine karşın değişen tek şey isimler oldu. Kimi doğurdukları tarafından, kimi babası, kimi abisi, kimi eşi hatta hiç tanımadığı kişiler tarafından canice katledildi kadınlar. Şimdi daha iyi anlıyorum ki bu ülkede en zor şey kadın olmak. Artık otobüse binerken bile diken üstündeyiz kadınlar olarak. Başımıza nerde, ne zaman, ne geleceği meçhul? Eğer o gün tacize uğramayıp, öldürülmemişsek kendimizi şanslı sayar olduk. Hatta şu an bu yazıyı yazarken gündemde olan tag’i size söyleyeyim; ”emineyekimtecavüzetti”. Emine %50 zihinsel engelli 16 yaşında bir ÇOCUK peki ne mi oldu? Emine’nin komşuları, akrabaları hatta annesi, babası köyün adı kirlenmesin diye bu suçun üstünü kapatmaya çalıştı. Peki bu ilk miydi? HAYIR. Batman Gerçüş’te 15 yaşında bir çocuk, 27 kişinin tecavüzüne uğramıştı ve bunların sadece 11’i hakkında soruşturma açılmıştı. %50 zihinsel engeli bulunan 22 yaşındaki Sinem Şahin, 5 kişi tarafından tecavüze uğradı. Sinem’in hamile kalması üzerine, tecavüz ortaya çıktı. 5 sanığın 5’i de serbest bırakıldı. Mahkemenin gerekçesi: “Sinem’in bağırmamış olması.” idi. Peki 13 yaşında, 28 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç’ye ne oldu? mahkeme “N.Ç.’nin tecavüzlere karşı koymadığı için rızası olduğu, her şeyin farkında olduğu ve para kazanmak için fuhuş yaptığını söyleyip, cezalarda önemli indirimler yaptı. Üstelik sadece kadınlar da değildi bu şiddete, tacize, zorbalığa maruz kalan. Akrabası Vedat Tarhan tarafından 9 yaşından 18 yaşına kadar cinsel taciz ve tecavüze maruz kaldı Emre. Sahi ne diyordu Emre; ”Yıkanıyorum ama temizlenemiyorum anne”. Adli sürecin uzaması nedeniyle Emre bunalıma girdi. Her gün ‘Anne niye dönmüyorlar, bu insan niye serbest dolaşıyor’ diye sık sık ağlıyordu. Emre 15. katta bulunan evlerinin camından atlayarak yaşamına son verdi. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Emre’nin ölümünden 2 gün sonra Vedat Tarhan tutuklandı ve davanın ilk duruşmasında TAHLİYE EDİLDİ. Gördüğünüz gibi taciz, şiddet kadın erkek ayrımı yapmıyor ve caydırıcı cezalar gelmediği, bizlerde susup oturduğumuz müddetçe bu zorbalık bitmeyecek hatta kat ve kat artacak her gün başka birinin yardım çığlığı duyulacak. Çok bir şey istemiyoruz. Öldürülmediğimiz, tecavüze uğramadığımız, kahkahalarımızın çalınmadığı, hayallerimizin elimizden alınmadığı, ıssız bir sokaktan geçerken korkmadığımız, geceleri dışarıya istediğimiz kıyafetlerle çıkabildiğimiz, yaşam biçimlerimizin sorgulanmadığı, eşit, özgür, kendi ayakları üzerinde durabilen kadınlar olmaktı isteğimiz. Ama ‘’kız çocukları okumaz’’ dediler, okutmadılar. 15’ine gelmeden kimi kuzeniyle, kimisi kendisinden 30 yaş büyük biriyle, kimi de en çok başlık parasını kim verdiyse onunla evlendirildi. Nice kadınlar çocuk olamadan anne oldular. ‘’Kadın çalışmaz’’ dediler. Erkeğin eline bakmaya mecbur ettiler çünkü karşılarında güçlü kadın istemediler. Kendilerine muhtaç etmek istediler, çalışan kadını da ‘’benden daha fazla maaş alıyor’’ diyerek erkeklik gururuna(!) yediremeyip darp ettiler. Bu ülkede kadınsan bir şekilde ölüyorsunuz. Bazen masada yoğurt yok diye, bazen yemekte tuz yok diye, sınavda kopya çekerken yakaladı diye, namus diye, töre diye… Kimisi karnında bebeğiyle ama muhakkak bir gerekçeleri oluyor katillerin. Mahkemeler de bu gerekçeleri öylesine haklı buluyor olacak ki; 138 suçtan kaydı bulunanları bile serbest bırakıyor daha çok suç işlesin, daha çok gülüş soldursun diye. Öldürülen kız kardeşlerimizin adaletini ararken bile kolluk kuvvetlerinden şiddet görüyoruz. Katilleri Antalya plajlarında tatildeyken. Öldürülmüşsün umurları değil çünkü o eteği giydiysem ,o caddeden geçtiysem, onunla yaşıyorsam, kırmızı ruj sürmüşsem, ona hayır demişsem, sevgilim dediğim katili iyi seçememişsem hak etmişsindir der çekilirler. Çünkü onlar için kadın yemekten, bulaşıktan kafasını kaldırmayan, aldatılırsa görmezden gelen, dayak yerse sineye çeken, televizyonun üstündeki dantel kadar değer görmeyen, eşine hizmet etmekten, çocuk doğurmaktan başka bir vasfı olmayan bireyler.

Peki çözüm için neler yapılabilir? Mesela kadına yönelik şiddet olayları arttıkça kendini savunma gereği duyan kadınlar için her şehirde bir öz savunma kursları kurulabilir. Pembe otobüs, kadın üniversitesi gibi kadınları toplumdan ayrıştıracak şeylerin karşısında yer almalıyız. Ekonomik özgürlüğünü eline alması, çalışmayan kadınlarımızı iş hayatına kazandırılması için atölyeler açılmalı. Kadınlara sadece aşçılık, terzilik değil makina, elektrik gibi sadece erkeklere özgü olduğu düşünülen mesleklerde öğretilmeli. Kadınların ördükleri patikleri, yelekleri yaptıkları reçelleri satabilmelerine olanak sağlayan pazar yerleri kurulmalı. İstanbul Sözleşmesi uygulanmalı bütün bunların yanında en önemlisi caydırıcı cezalar gelmeli. Okuma imkânı bulamamış kadınların okuması için derslikler açılmalı örneğin cinsiyetlerine göre bakıldığında okuma yazma bilmeyen erkeklerin oranı yüzde 1,3’ken, kadınların oranı yüzde 7.5 Başka bir deyişle, her 100 erkekten 1.3’ü, her 100 kadından 7.5’i okuma yazma bilmiyor. Kadın-erkek maaşları cinsiyete dayalı ücret farkı yüzünden dengesiz yani kadınlar aynı eğitimi aldıkları erkeklerden daha düşük ücretlerle çalıştırılıyorlar. Maaş dengesi eşitlenmeli. Devlet yönetiminde bile 17 bakan içerisinde sadece 2’si kadın ve birisi Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı orda bile cinsiyetçilik söz konusu. Neden bir erkek Aile, çalışma ve sosyal hizmetler bakanı ve bir kadın Adalet Bakanı olamaz çünkü toplumun yıllardan beri bizlere dayattığı cinsiyet rolleri var bunlardan biri de ‘’yuvayı dişi kuş yapar’’ gibi eril bir söylemdir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2019 yılında paylaştığı “İstatistiklerle Kadın” verilerine göre erkeklerin istihdam oranını yüzde 65.6, kadınların istihdam oranını ise yüzde 28.9 olarak gösteriyor. Disk/Genel-İş 2020 kadın emeği raporu verileri ayrıca sadece 2019 yılında 500 bin kadının ev içi bakım hizmetleri nedeniyle işinden ayrıldığını gösteriyor. Peki yıllardan beri süre gelen kadının toplumda yer edinme mücadeleleri ne sonuç verdi;

Finlandiya, dünyanın en genç başbakanı Sanna Marin’i seçmekle kalmadı, kadınların liderlik ettiği beş partiden oluşan koalisyon hükümetini kurarak ülkeyi tamamen kadınlara emanet etti. Kadınlar meclisteki milletvekillerinin yüzde 47’sini oluşturdu.

Amerikalı astronotlar Christina Koch ve Jessica Meir, sadece kadınlardan oluşan uzay yürüyüşü görevini gerçekleştiren astronotlar olarak tarihe geçti. Şu ana kadar uzaya gönderilen 500’den fazla kişi içinde, kadınların oranı yüzde 11’den az.

Enflasyon ve hayat pahalılığı, ağır vergiler, zamlar, sosyal kesintiler, sağlık, eğitim ve bakım gibi hizmetlerin paralı yapılması, işsizlik ve yolsuzluklar, halkları Irak’ta, Lübnan’da, Ekvador’da ve Şili’de isyana sürükledi. Köklü bir toplumsal dönüşüm arzusuyla sokaklara çıkan kadınlar eylemlerin ön saflarında yer aldı. Bu dönüşüm atmosferinde kadınların önceliğiyse şiddetsiz, adil, eşitlikçi bir yaşam oldu.

Eşcinsel hakları, ırkçılık karşıtlığı, ücret eşitliği konularındaki aktivizmiyle getiren, namı diğer “Yılın En İyi Kadın Futbolcusu” Megan Rapinoe ve ABD Kadın Milli Futbol Takımı, ücret eşitsizliğine karşı erkek futbolcularla eşit ücret talebini sene boyunca dillendirdi. Mücadeleleri kısmen de olsa sonuç verdi.

Sophie Wilmès, Belçika’da başbakanlık koltuğuna oturan ilk kadın oldu. Mette Frederiksen, Danimarka tarihinin en genç başbakanı oldu. Ruanda’da kadın bakanların sayısı erkek bakanları geçerek yüzde 52 oranına ulaştı. Sahle-Work Zewde, parlamentoda kadın oranında dünyada 17. sırada yer alan Etiyopya’nın ilk kadın Cumhurbaşkanı seçildi. Endonezya’da ilk kez bir kadın siyasetçi meclis başkanlığına seçildi. Seçim kampanyasını yolsuzluk karşıtlığı üzerine kuran liberal aday Zuzana Čaputová, oyların yüzde 58’ini alarak Slovakya’nın ilk kadın cumhurbaşkanı oldu. İspanya’da genel seçimler sonucunda meclisteki kadın milletvekili oranı ilk kez yüzde 46,8 seviyesine yükseldi. Seçimlerin ardından yapılan meclis ve senato seçimleri sonucunda ise meclis başkanlığı koltuğuna Meritxell Batet otururken,Pilar Llop senato başkanı seçildi.

Ursula von der Leyen, Avrupa Komisyonu, Christine Lagarde ise Avrupa Merkez Bankası Başkanı seçildi. Böylelikle bu pozisyonlardaki 60 yıllık erkek egemenliği de son bulmuş oldu. Lagarde, iş yerinde kadın istihdamının artırılmasının ve cinsiyet ayrımcılığıyla mücadelenin, dünya ekonomisini daha zengin, daha eşitlikçi bir hale getireceğini ve finansal çöküşleri engelleyebileceğini savunuyor. Başkanlığa seçilmesinin ardından Komisyon’da cinsiyet eşitliğini sağlayacağına söz veren Von der Leyen’in başkanlık ettiği komisyona, 13 kadın ve 14 erkek üye seçilerek cinsiyet eşitliği gözetildi.

Sudan’da 30 yıllık diktatörlüğe karşı alevlenen ve tarihinin en büyük isyanı kabul edilen eylemlerin başrolünde kadınlar vardı. Protestolar, Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in tutuklanmasıyla sonuçlanırken, cinsiyetçi yasalar da birer birer kaldırılmaya başlandı.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 100. yılında kadın işçiler için devrim niteliğinde bir sözleşmeye imza attı. İş yerinde şiddet ve tacizin sona erdirilmesine ilişkin sözleşme konferans delegasyonunun onayına sunuldu ve kabul edildi. Sözleşmenin hazırlanmasında kadınların sosyal medyada cinsel tacize karşı başlattığı #MeToo (Ben de) kampanyasının önemli rolü oldu.

Kadın cinayetlerini durdurmak ve kadınların tüm haklarına kavuşarak özgürce yaşaması için Türkiye’nin birçok ilinde örgütlenen Kadın Meclisleri, Las Tesis protestosunun Türkiye’ye yayılmasına liderlik etti. Performans, İstanbul Kadıköy, İstanbul Beşiktaş, Ankara, İzmir, Konya, Bursa, Mersin, Kıbrıs’ta yüzlerce kadının katılımıyla düzenlendi.

Nafaka Hakkı Kadın Platformu, kadına ödenen yoksulluk nafakasının süreli hale getirilmesi ve çeşitli kriterlerle sınırlanmasına karşı etkili bir muhalefet inşa etti. Platformun; kadınların nafaka hakkına dokunulmaması ve İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için başlattığı imza kampanyasına binlerce kişi destek verdi. Platform, konuyla ilgili siyasi partileri ziyaret ederek Meclis’te görüşmeler gerçekleştirdi.

Karl Marx Komünist Manifesto’da der ki; Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!

Şimdi ben de diyorum ki; BÜTÜN ÜLKELERİN KADINLARI, BİRLEŞİN!

 

Feray Batıhan