Ufukta Zafer Görünüyor! – İTÜ’den Fortuna

Bizler yere bakmayız, boyun eğmeyiz çünkü gökler bizimdir. O göklerde binlerce gökkuşaklarımız vardır bizim ama onların oluşması için yağmura ihtiyaç yoktur. Nedenini soracak olursanız söyleyeyim: Onlar hep vardı da ondan. Biz tek renkliliğe karşı rengarenktik, bizler gençlik olarak bu ülkenin güneşiydik, güneş nasıl aya yıldızlara tüm evrene yaşam ve ışık kaynağı olduysa biz de öyle olacağız. Kimse güneşi öldüremez ve zarar vermez. Bize yaklaşanın canı yanacak.

Bir yeni yıl sabahına uyanmıştık da biz, bacadan noel dedeyi beklerken tepeden inme biri Boğaziçi’nin bacasından inmişti  kayyumluk koltuğuna. Çok uzak diyarlardan gelmişti, bizim diyarımızdan değildi, bizim kültürümüzden değildi. Bizim diyarımız rengarenkti, bizim diyarımızda göklerde sürekli gökkuşakları vardı. Ve o geldi Boğaziçi diyarına, biz istemeden geldi. Tıpkı ODTÜ ,İTÜ ve İÜ daha birçok diyardaki gibi kapıdan kovduk, bacadan girdiler. İlk hedefi gökkuşaklarımıza zarar vermekti, kültürümüze zarar vermekti. Kimliğimize zarar vermekti tek amacı. Bize “sus” dedikçe biz haykırdık, diyarların dört bir yanından bağırdık ve bizler yalnız değildik. Devlet dur durak bilmiyordu tüm öfkesini çete polisiyle kusmaya devem ediyordu.

Umut gelecekteydi ve gelecek gençliğindi. Her türlü kaybetmeye mahkum çürümüş, kokuşmuş tahtları can vermek üzereydi , bunlar ölmek üzere olan bir zihniyetin son hamleleriydi. Birlikte oluşumuz onları çok korkutmuştu. Biz bin vardık, onlar yüz binler vardı fakat biliyorlardı ki bizim de arkamızda yüz binler vardı. Biz demokrasi, barış, seçim diye haykırırken onlar terörist, savaş, kaos dediler ve gazlarla, plastik mermilerle saldırdılar. Biz bu karanlığın inadına bembeyazdık, biz hakkımızı arıyorduk fazlasını değil. Fikirlerimiz ölmeyecek,  fikirlerimiz ablukaya alınmayacak, fikirlerimize ambargo uygulayamayacaksın. Sen kim oluyorsun da cinsel kimliğimize dil uzatıyorsun ne haddine! Kimse gelip de tasdik veremez! Biz hep vardık ve hep var olacağız.

Kayyumluk koltuğundaki insanın keyfi yerindeydi. Onun da hayali intihalle kayyum rektör olmakmış. Bir de bizim kültürden olmadığı yetmezmiş gibi kültürümüzü yok etmeye çalışıyordu. Kampanya başlatıp “Sapkın gençler” dedi. Ama biz kendimizden emindik, yüzümüzden kahkaha hiç eksik olmadı. Biz birlikte güzeldik ve güçlüydük. Bu onları daha da korkuttu. Boğaziçi diyarında başlayan bu direniş tüm cihanı sarmış durumdaydı. Her yerden “Her yer Boğaziçi, her yer direniş!” sloganı yükseliyordu. Boğaziçi her yerdeydi ve her yer direnişteydi.

Takvimler 01.02.2021’i gösterdiğinde yine barışçıl bir protesto sergiliyorduk. Halaylı, türkülü, şarkılı, tutkulu bir protestoydu ama bizi sindirmek istiyorlardı karanlık güçler; çok karalıydılar. Ablukaya alınmıştık kendi diyarımızda ki bizim diyarımızda hiç söz hakkına sahip olmamalarına rağmen bunu yapabildiler. Ama bizi daha tanıyamamışlardı. Biz her zaman haklı davamızın arkasındaydık, orayı bırakmayacaktık çünkü orası bizimdi. O gün ilk günkü heyecanımızla üniversitemizi savunacaktık, pes etmek yoktu bizim lügâtımızda. Biz bir avuç insandık belki ama arkamızda bir ordu vardı. Bize tomalarla, coplarla, mermilerle geldiler; korkuyorlardı emindik bundan. Bizim gözlerimiz ise çakmak çakmaktı. Arkadaşlarımızı alıyorlar, yaka paça yerlerden sürüklüyorlardı. Sanki bir savaştaymışçasına birbirimizi zorbalardan kurtarmaya çalışıyorduk. Ama biz savaşın bir tarafı değildik. Onlar; bize, fikirlerimize savaş açmışlardı. Çatılarda keskin nişancılar, Boğaziçi diyarında ise işgal ve abluka vardı. O an milyonlarca kalp bizlerle atmaya başladı, hepimiz tek yürek olmuştuk ruhlarımız kalabalıktı ve göğe bakıp gülümsedik.

Biz aşağı bakmıyoruz ve biz boyun eğmiyoruz. Göğe bakalım…

İTÜ’den Fortuna